Canan Budak / Hasan Özcan

13 Metrekare Sanat Kolektifi’nin kurucu üyesidir. 2010 yılın’dan beri Mardin Bienali sergi projeleri koordinatörlüğünü yürütmektedir. Mardin Sinema Derneği ve Merkezkaç Sanat Kolektifi’nin kuruluşlarında yer aldı. 2012-2017 Mardin Müzesi Restorasyon ve Konservasyon Laboratuvarı’nda çalışmalar yürüttü ve müze sanat galerisinde sergi projeleri koordinatörü olarak görev aldı. 2006’da Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü lisans ve 2017’de Artuklu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Ana  Sanat Dalı yüksek lisans bölümü’nden “Performans Sanatı Kapsamında Mardin’de Kadın Temsiline Bakış” tezi ile  mezun oldu. Ulusal ve uluslararası kişisel ve karma sergilerde  yer aldı. Mardin’de yaşayan sanatçı, performans ve mekanın belleğine  özgü işler üretmektedir. 


Hasan ÖZCAN

Hasan Usta, bakırcılık mesleğine  8 yaşında iken babası Abdulhamit Usta’nın çıraklığını yaparak başladı. 55 yıldır bakırcılık yapan Hasan Usta Kültür Bakanlığı arşivinde kayıtlıdır. ANELSANDER Anadolu  El Sanatlarını  Yaşatma ve Geliştirme Derneği’nin kurucu üyesidir. 2009’da Los Angeles ve Chicago’da El sanatları fuarına katılırken, 2013’te Fransa ve Bekçika’da el sanatları sergisinde yer aldı.


BAKIRCILIK

Bakırcılık, bakırın çeşitli teknikler kullanılarak işlenmesi ile ev ve süs eşyalarına dönüştürülmesi zanaatıdır. 10 bin yıllık bir tarihi olan bir bakır madenine, Diyarbakır Çayönü’nde rastlanmıştır. Madene yakın kentlerden Mardin’de bakır işlemeciliği önemli bir yere sahiptir. Bakır madeninin işlenebilir hale gelmesi için birçok aşamadan geçmesi gerekmektedir. En önemli aşama, tavlama işlemidir. Tavlama, mutfak ve süs amaçlı kullanılan kapların kolay şekil alması için bakırın ısıtılarak yumuşatılmasıdır. Tavlama işlemi bittikten sonra, bakır çeşitli kalıplara aktarılır. Soğuduktan sonra büyük kaplar kullanıma, küçük kaplar ise işlenmeye hazır hale gelir. Bakırcılıkta işin tamamı ağır el gücü ile gerçekleşirken, bakırın üzerinde dövme, kazıma ve zımba ile dövme gibi teknikler uygulanır. Bu tekniklerle uygulanan motifler, genellikle Mezopotamya’ya ait simgeleri yansıtmaktadır. 


ZIRH 

Geçmişten günümüze, iktidar kadın bedeni üzerinde sürekli bir tahakküm uygulamıştır. Her dönemin kendi politikaları çerçevesinde kadının hak ve özgürlükleri hem ev içinde hem de kamusal alanda sürekli bir şekilde tehditlerle ile karşı karşıya bırakılmıştır. Kadınlar, özellikle kamusal alanlarda, yaşam tarzları ve kıyafet tercihleri yüzünden ölümle sonuçlanabilen şiddete, saldırılara maruz kalmıştır. En acısı, güvenli bir yuva olarak bilinen ailenin içinde maruz kalınan şiddet, kadının çaresizliğinden dolayı bir sır gibi saklanmaktadır. Nihayetinde, sosyal, kültürel ve politik bir inşanın sonucu olan cinsiyet eşitsizliği, kadının yaşamını tehdit etmekte ve sosyal hayatta var olmasını engellemektedir.

“Zırh” adlı çalışmada, sert ancak tavlama (ısıtma) yöntemiyle şekil verilebilen bakır levhalardan bir kadın elbisesi (zırh), giyilebilir bir heykel olarak tasarlanmıştır. Elbisenin etrafındaki geleneksel motifler, usta tarafından dövme tekniğiyle işlenmiştir. Zanaatkâr ile beraber yürütülen çalışma sırasında, zanaatkarın “kadın hakları” ile ilgili eşitlikçi diyaloglarından etkilenen sanatçı, bakır elbisenin iç tarafında kendini gizleyen bakır bir levha üzerine, iç içe girmiş bir kitabeyi dövme tekniği ile yazmıştır.