Ayda Bayruğ / Riva Ezilmez

2017 yılında İstanbul Aydın Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Tasarım Bölümünde lisans eğitimini tamamladı. Tasarım Reklam Medya Ajans (2014) ve BKM-Yapım / Organizasyon (2015) gibi kuruluşlarda  stajyer olarak görev aldı. 2017 yılından beri çeşitli kamu kurum ve kuruluşlarında grafik tasarımcı olarak iş hayatına devam etmekte ve resmi projelerde faal olarak bulunmaktadır. Ulusal ve uluslararası birçok karma  sanat ve sergi etkinliklerinde yer aldı. Linol baskı ve boyama çalışmaları, serigrafi  ve aile geleneği olan basmacılık sanatında  çalışmalar yapmaktadır. Süryani kültürünü tanıtmak amacıyla Süryani şarabı alanında faaliyet gösteren Lelyo Süryani Şarapçılık’ın kurucularındandır.


Riva Ezilmez

Riva Ezilmez, aile geleneği olan basmacılık mesleğini anneannesi Nasra Şimmes Hindi’den öğrendi. 25 yıldır basmacılığı sürdürmeye çalışan  usta, Nasra Teyze’nin babasından kalan yüz yıllık kalıpları kullanarak üretimlerini gerçekleştirmektedir.


BASMACILIK 

Basma, elle oyulmuş ahşap kalıplar kullanılarak kök boyalarla pamuklu kumaşlar üzerine çeşitli desenlerin basılması ile yapılan süsleme sanatıdır. Basmacılık, dünya tarihinde ilk olarak mum, toprak ve ahşaptan yapılan kalıplarla görülmüştür. Mezopotamya’da tahta kalıpla kil üzerine baskı yapıldığı da bilinmektedir. Dolayısıyla, Süryanice “hetmo” adı verilen baskı-boyama, bir kalıp zanaatıdır. Baskı-boyama tekniğinde, daha önceden hazırlanmış kalıbın yüzü boyaya batırılarak, kumaş üzerine bastırılır. Farklı ya da aynı kalıbın tekrarlı kullanımıyla kumaş üzerinde çeşitli desenler elde edilir. Bu işlem, genellikle ceviz ağacından elle oyulan tahta kalıplar ve kök boyası kullanılarak yapılır. Süryani baskı-boyama sanatı ürünü olan kilise perdeleri, efsane sahnelerini konu edinir. Günümüzün ilerleyen teknolojisi, bütün alanlarda olduğu gibi basmacılığa olan ilgiyi de azaltmıştır ve bu zanaat artık yok olmaya başlamıştır. 


AZİZELER

Kadın figürü ırk, dil, din ayrımı gözetmeden evrenin yaratılışından bu yana Havva’nın Adem’e yedirdiği yasak elmadan itibaren, hep ilk günahın simgesi olarak görülmüştür. Kadınlar, yüzyıllar boyunca, temel insan haklarına aykırı dayatmalara maruz bırakılarak toplum tarafından ötekileştirilmiştir. Günümüzde de kadın bedeni bir meta olarak görülmüş, sömürü malzemesi haline dönüştürülmüş ve kimliksizleşmeye mahkûm edilmiştir.

Sanatçı ve zanaatkarın ortak çalışmasında, Süryanicede “parda di ito” olarak adlandırılan   kilise perdelerinden yola çıkılarak 4 kadının hayat hikayesi sanatçı tarafından stilize edilerek resmedilmiştir. “Azizeler” adlı çalışmada, ağzından yılan çıkarılan kızın üvey annesi tarafından istenmemesi, krala boyun eğmeyen Mort Şmuni’nin 7 çocuğunun gözü önünde öldürülmesi, Mecdelli Meryem’in fahişe olduğu için toplum tarafından dışlanması ve Azize Barbara’nın Putperestlikten Hristiyanlığa geçmesi sonucunda faili meçhul bir cinayete kurban gitmesi gibi hikâyeler resmedilmiştir. Zanaatkâr, bu çalışmada, kadınların acı hikâyelerinin etrafını baskı boya yöntemi ile basılan motiflerle süsleyerek kadınları yüceltmiştir.